İnkılap Tarihi 2 Özetleri (Ünite 1 - 7 Arası)


Minik Bir Uyarı:
Aşağıda yer alan bilgiler bizzat sınavlara hazırlanırken oluşturduğum özetlerdir. Kişisel ve yanlı yorumlar, yazım bozuklukları, hatalı ve eksik bilgiler içerebilir. Bu bilgiler kullanılarak oluşabilecek sıkıntılardan sorumlu değilim :) Umarım birilerine yararlı olur.  




ÜNİTE 1

Yeniden Yapılanma Dönemi
Osmanlının yerine kurulan devlete T.C. bu devleti kuran millete de Türk milleti dendi fakat savaşlar sırasında tek vücut olabilen bu millet barış zamanı fikir birliğine sahip değildi. Bu yüzden yeni bir devlet ve millet bilinci gerekiyordu.Bazıları bu değişikliklerin din ve hilafet gücüyle bazıları ise milletin kendi iradesiyle yapılmasını istiyordu. Nüfusun %20’si savaş yüzünden günlük hayattan çekilmişti. Kadın nüfusun oranı erkeklerden çok fazlaydı. Doktor başına 13.000 hasta düşüyordu. 2. Abdülhamit zamanında başlayan eğitim ve kalkınma hamlesi savaş yüzünden durmuştu. Okur yazar oranı sadece %6 idi. Tamamen karamsar ve umutsuz bir hissiyat içinde olan halkın toparlanması için ekonomik, siyasi ve eğitim alanlarında yenilikler, atılımlar yapılmalıydı.

Kurulan meclisin ilk kararları sağlık ve tarım ile alakalıydı. 5.000 civarı ilkokulda her okula 2 öğretmen düşüyordu. 1-3 arası sınıflar beraber 4 ve 5. sınıflar ise aynı derslikte fakat ayrı sıralarda ders yapıyordu. 1921’de Maarif ve daha sonra toplanan İktisat kongrelerinde kalkınma için yapılması gereken eylemler ve davranışlar belirlendi. (Onurlu, çalışkan, tutumlu, üretken, dürüst , erdemli olmak vs.) Açıklanan ilkeleri öğretecek ve rehberlik edecek bir parti kurulması kararlaştırıldı. 1926 dan sonra tüm devlet okulları ücretsiz oldu. Cumhur. ilk yıllarında kız çocuklarının eğitimine büyük önem verilse de sonra bu davranışta gevşeme oldu.

Köylü genellikle kendi ihtiyaçları kadar ekip biçerdi. Tarım alanları %5 civarıydı.Ticaret tamamen gayrimüslimlerin elindeydi. Tarım tamamen ilkel aletlerle yapılıyordu. Kendi gümrük vergisini belirleme hakkı bile olmayan ülkede sanayi üretimi yok gibiydi. Gelirin çoğunluğu tarımdan ve hizmet sektöründen geliyordu. İhtiyaç duyulan neredeyse her şey yurt dışından geliyordu. Ekonominin kalkınması için üretimin artması gerekiyordu. Bu yüzden seferberlik kaldırıldı, açılan cepheler kapatıldı. Ankara, Konya ve Diyarbakır 3 ana komutanlık olarak belirlendi. Diğer komutanlar geri çağrıldı, ordudaki yaşlılar terhis edildi ve askerler barış zamanı üretime katıldı. Hatta mahkumlar bile tarım üretiminde çalıştırıldı. Osmanlıda tamamen yabancıların elinde olan demir yolları millileştirildi ve miktarı artırıldı. Osmanlı döneminden kalan borçların %30’u Cumhuriyetin ilk 30 senesinde ödendi.

Kurtuluş savaşında kendi kendini kurtaran milletin saltanatla değil cumhuriyetle yönetilmesi gerektiği düşünülüyordu. Bu yüzden tüm resmi dairelerin girişlerinden ve içinden, eski yönetime ait her türlü işaret, tuğra damga vs. depolara kaldırıldı. Bunun yerine resmi evraklar da dahil her yerde TBMM damgası kullanılmaya başlandı. Sürekli olarak eski sisteme tekrar dönülmeyeceği vurgulandı. Ayrıca en ufak şekilde saltanatı isteyenlere veya övenlere vatan haini muamelesi yapıldı, askeri güç kullanıldı. İdam dahil ağır cezalar verildi.

Dağılan yönetim sistemin toplanması, halkın sağlık, gıda vb. ihtiyaçlarının giderilmesi ve organizasyonu için komisyonlar toplandı. Haksız yere hapse atılanlar çıkarıldı. Ankara'nın başkent olmasından sonra itilaf devletlerinin burada temsilcilik açmaları için şehrin şartları iyileştirildi. Askerlere siyaset yasaklandığında Fevzi Çakmak ve bazı arkadaşları asker olarak kalmayı tercih ederken, Ali Fuat, Kazım Karabekir gibi bazı isimler siyasete girmeyi tercih etti.

ÜNİTE 2

Yeni Türkiye'nin Oluşumu

Lozan görüşmeleri sırasında da sorun çıkaran ikilemi ortadan kaldırmak için saltanat TBMM kararıyla kaldırıldı. İstanbul'daki birçok resmi kurum meclise bağlılığını bildirdi. Osmanlı devletine büyük yarar sağlayan hilafet 2. Abdülhamit zamanı en etkili şekilde kullanılmıştır. Yeni kurulan devlette ise saltanat-hilafet yerine milliyet duygusu verilmek istendi. Saltanatı isteyenler halife etrafında toplanmıştı. Ayrıca İngiltere’de hilafetin kalmasını istiyordu. Bir araya gelerek halife etrafında güçlenen saltanat yanlılarının harekete geçmesinden korkan korkan Mustafa Kemal ve İsmet İnönü gibi isimler vatana ihanet kanunu çıkmasını istedi. Sonucunda istiklal mahkemeleri kuruldu. Kılık kıyafet, şapka kanunu vb. değişikliklere karşı çıkan veya saltanat isteyen bir çok muhalif siyasetçi ve vatandaş askeri güç de kullanılarak idam edildi. Mecliste alınan kararlar ile medreseler kapatıldı, tüm okullar devlete bağlandı. Tüm mahkemeler tek merkezde birleştirildi. Osmanlı ailesinin yurt dışına sürülmesi kararı alındı. Diyanet İşleri kuruldu ve dini kurumlar buraya bağlandı.

Yeni oluşturulacak anayasa için kurulan komisyon, halen Mustafa Kemal’in bulunduğu cumhurbaşkanlığı makamına başkomutanlık, meclisi feshetme, hükumetten daha fazla faaliyet süresi, seçimleri yenileme kanunları veto etme gibi birçok hak verdi. Bu hakların milletin egemenliğini elinden almak olduğunu düşünen milletvekilleri itiraz ettiler fakat itirazlar komisyonca reddedildi.

Cumhuriyetin ilk tehlikeli isyanı olan Şeyh Said isyanında Elazığ isyancıların eline geçti. Bu istan sonrası sıkıyönetim ilan edildi ve basın susturuldu. Bazı gazeteler kapatıldı. Kurulan istiklal mahkemeleriyle isyan bastırıldı. İsyancılar ve destekçileri asıldı.

Muhalif partilerin kapatılması sayesine 1946 yılına kadar tek parti olarak gelen Chp siyasi yapının belirlenmesinde önemli yere sahiptir. Cumhurbaşkanı olduktan sonra siyasetle alakasının olmadığını söylese de Mustafa Kemal bazı CHP kongrelerinde konuşmalar yaptı. Daha sonra bu konuşmalar ve bazı belgeler birleşerek Nutuk’u oluşturulmuştur. Bu kongrelerin birinde Kemalizm denen CHP 6 temel (oku) ilkesi belirlendi. Bu 6 madde daha sonra anayasaya eklendi. Mustafa Kemal öldükten sonra yerine parti başkanı olarak İsmet İnönü seçildi.
Rauf Bey, Kazım Karabekir, Ali Fuat gibi Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’ye muhalif isimler tarafından kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yeniliklerin aceleye getirildiğini düşünüyordu. TCF laikliği, tarafsız partisiz cumhurbaşkanlığını, liberalizmi, milliyetçiliği, cumhuriyetçiliği, dini inançlara saygıyı savunuyordu. Sadece 6,5 ay faaliyet gösterebilen partinin üyeleri Şeyh Said isyanı sırasında kurulan istiklal mahkemelerinde yargılandılar. İdam dahil cezalar aldılar ve meclisin tek muhalif partisi kapatıldı.

ÜNİTE 3


Meclis açıldıktan sonra 1921’de Teşkilatı Esasiye denen anayasayı ilan etti. 1921 anayasasının sağladığı şartlar sayesinde Cumhuriyet 1923’te ilan edildi. Yine 1923’te “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Devletin resmi dili Türkçe ve resmi dini İslamdır, Başkenti Ankara’dır. Din, dil, ırk ayırt etmeksizin her vatandaşa Türk denir.” şeklinde karar alındı.

Bilime dayanan ve milli, merkezi ve fırsat eşitliği barındıran bir eğitim sistemine ihtiyaç duyuluyordu. Bu yüzden tüm okullar MEB bünyesine sokuldu. Azınlık okulları ıslah edildi. 1928’de hem okuması hem yazması Türkçe için zor olan Arap alfabesinden Latin alfabesine geçildi. Kurulan Millet Mektepleri sayesinde halk yeni harfleri tanıdı. Bu mekteplerde 1936 yılına kadar 1,5 milyona yakın kişi okuma yazma öğrendi ve yeni harflere uyum sağladı.

Devlet yönetiminde çift başlılık olmaması için laiklik benimsendi. Dinin siyasete alet edilmesi yasaklandı. Halkın dini doğru öğrenmesi için imam hatipler açıldı. Elmalılı Hamdi Yazır’a Tefsir yaptırıldı ve ücretsiz dağıtıldı. Bilinen en iyi hadis kitabı olan Buhari Türkçeye çevrildi ve yayınlandı. Güncel çağa uyum sağlamak için kıyafet, saat, uzunluk, rakam, takvim, vb. alanda yenilikler yapılarak standartlar oluşturuldu. Din adamı olmayanlara sarık ve cübbe yasaklandı. Halkın şapka giyilmesi yasayla zorunlu hale getirildi. Kadın kıyafetleriyle alakalı bir düzenleme yapılmadı fakat onlara seçme seçilme hakkı verildi. Kadın hakları konusunda çalışmalar yapıldı. Ayrıca lakap ve ünvanlar; Bey , Reis , Paşa deyişler kaldırıldı, yerine soyadı kanunu geldi.

Mustafa Kemal ve arkadaşları yapılan yenilikleri incelemek ve halkın tepkisini görmek için geziler düzenledi. Milli mücadelede büyük emeği geçenler dahil yeniliklere karşı çıkan vatandaşlar ve siyasiler yagılandı, idam dahil çeşitli cezalara çarptırıldı. Muhalif partiler ve basın yayın organları kapatıldı. Dini de bahane ederek bir Kürt devleti kurmak için ortaya çıkan Şeyh Said isyanı bastırıldı. 1926’da Mustafa Kemal’i öldürmek için bir suikast planlandı fakat başarısız oldu. Fethi Okyar, 1930’da Mustafa Kemal’in teşvikiyle Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu. İktidardan memnun olmayan ve o anki kötü gidişattan rahatsız halkın beklenenden daha ilgi göstermesi ve aşırı muhaliflerin partide toplanması yüzünden bu parti de 1930 da kapatıldı. Halkın kuraklık ve ekonomik sıkıntılarla mücadelesi , ayrıca miilletçe aydınlanma için Halkevleri açıldı. Bu kurumlare edebiyat, güzel sanatlar, temsil şubesi, spor, sosyal yardım, harlk dershaneleri, yayıncılık, köycülük, müzecilik gibi alanlarda faaliyet gösterdi. Chp’nin gençlik kollarıymış gibi bir görünüme kavuşan ve zamanla işlevini yitiren halkevleri 1951’de kapatıldı.

1930’da Asteğmen Kubilay ve 2 bekçi İzmir Menenmen’de, kendini mehdi ilan eden Giritli Mehmet ve adamları tarafından öldürüldü. Kubilay’ın başı daha yaralıyken kesildi ve mızraklara asılarak dolaştırıldı. Bu hareketler halkın bir kısmı tarafından desteklendi. Askerlerin haber alarak olay yerine gelmesiyle çıkan çatışmada ahte mehdi ve bazı destekçileri öldürüldü. Meclis tarafından sıkı yönetim ilan edildi destekçiler yargılanarak cezalandırıldı.

ÜNİTE 4

Osmanlı devletinde 1. Dünya savaşı öncesi 30 milyon olan nüfus savaş sonrası 12 milyona düştü. Savaşlarda kayıpların %90’ı 35 yaş altıydı. Osmanlı en güçlü çağlarında gelişmiş ülkeler arasında yer alırken, yeni kurulan Türkiye ise tarım ülkesinden sanayi ülkesine geçmek isterken aynı zamanda ABD merkezli 1929 ekonomik kriziyle de mücadele etti. Sanayinin gelişmesi için fuar benzeri organizasyonlara başvuruldu. Osmanlının son zamanlarında yerli sanayinin gelişmesi için Teşviki Sanayi ve Islahı Sanayi adımları atıldı. Bunlar sayesinde belli şartları sağlayanlara bedava arazi, vergi indirimi vs. kolaylık sağlandı.Bu teşviklere rağmen başarısız olunca sanayide seri üretime geçen İngiltere’nin hakimiyeti oluştu. 1. Dünya savaşından sonra hafif kıpırdayan sanayi üretimi Selanik’teyken istanbul, izmir gibi yerlere taşındı. Buralarda yoğunlaşmanın sebebi ulaşım kolaylığıdır. Ülkede sanayinin yerli payı sadece %15’tir. 1890-1915 yılları arasında yıllık büyüme %1,8 civarıdır. Kişi başı yıllık gelir 900-1200 dolar arasıdır. Devletle herhangi bir bağlantısı olmayarak toplanan İktisat kongresinde yerli burjuva oluşturmak, yabancı sermaye çekmek, yatırımı artırmak, serbeest girişimi desteklemek, Müslüman-Türk tüccarların sayısını artırmak için çeşitli kararlar alındı.

Cuymhuriyetin ilk yıllarında liberal ekonomiye destek verileceği, özel sektörün yetmediği, müdahalenin gerektiği durumlarda ise devletin devreye gireceği kararlaştırıldı. Yurtdışından gelen mallara vergi artışı yapıldı, yerli sermayenin yüksek teknoloji kullanan firmalarına destek sağlandı, kredi için bankalar kuruldu vb. her türlü teşvik sağlandı. Bunca desteğe rağmen sanayileşme ve girişimcilik beklenen kadar olmadı. 1927 yılında istihdamın hala sadece %9’u sanayiden sağlanıyordu. İstihdamın %80’i ise tarımdan sağlanıyordu. Ekonomik krizlerin ve hayal kırıklıklarının dda sebebiyle 1923 – 1935 arası kişi başı gelir aylık 45 dolardan 39 dolara düşmüştür. Bu yaşanan olumsuzluklar yüzünden 1930’dan itibaren devlet elini taşın altına daha çok koyma ihtiyacı hissetti. Merkez bankası, Türk parasını koruma vb. kanunlar çıktı. Sanayide birçok devlet tesisi kuruldu.Bu atılımlar sayesinden istihdamda sanayinin payı %16 cıvarına çıktı. Bunun yanında tarıma destek ise daha kısıtlı olsa da tarım alanında bazı tesisler kuruldu. Çiftçiye traktör dağıtıldı. 2. Dünya savaşı sırasında yaşanan stokçuluk, enflasyon ve kriz zamanlarında karneyle ve fiyat düzenlemeleriyle gıda temini sağlandı. Aşırı zenginlereden bir seferlik varlık vergisi alındı. Büyük mal sahiplerinden alınan geniş araziler parçalanarak köylüye pay edildi. Bu tür vergiler sayesinde zengin gayri müslimler ve fakir müslümanlar arasında denge sağlanmaya çalışıldı. Fakat vergilere tepkiler sert oldu.

Savaş sırasında Almanya’nın Türk mallarına fazla fiyat vermesi sayesinde savaş sonunda net borç sıfırlandı. Ayrıca kalkınma amaçlı 1946 İvedi sanayi planı , 1947 Türkiye iktisadi kalkınma planı oluşturuldu. 1948’den sonra tarımda traktörler, sulama ve,tohumlama sistemleri vb. yöntemler daha çok kullanıldı ve bunun etkisi 1950 yıllarında kendini gösterdi. Türkiye 2. Dünya savaşından sonra tercihini Batıdan yana yan, Nato, OECD, IBED,IMF gibi oluşumlardan yana yaptı. Batı ise savaş sonrası kalkınmada sanayi yerine Türkiye’ye tarım alanında rol biçti. Batı ülkeleri Türkiye’nin tarım ağırlıklı bir kalkınmaya yönelmesi şartıyla ona bazı yardımlarda bulunacağını taahhüt ettiler. Bu ne kadar bozuk olduğu 1950 yıllarında Demokrat parti döneminde fark edildi ve tekrar sanayi hamlesi yapılmaya çalışıldı.

ÜNİTE 5
Cumhuriyetçilik:Cumhuriyetçilik, devletin siyasi rejim olarak Cumhuriyeti benimseme, Cumhuriyeti fazilet rejimi olarak tanımlama ve değerlendirmesi demektir. Cumhuriyetçilik siyasi rejim olarak Cumhuriyetten hareket eder, Cumhuriyeti savunur.Cumhuriyet dar ve geniş anlamda kullanılır. Geniş anlamda cumhuriyet, egemenlik topluluğun bütününe, millete aittir. Dar anlamda cumhuriyette ise sadece devlet başkanının doğrudan doğruya veya dolaylı olarak halk tarafından belirli bir süre için seçilmesi anlaşılır.Cumhuriyet bir devlet veya hükümet şekli olarak da ifade edilir. 29 Ekim 1923’de yapılan anayasa değişikliğinde “Cumhuriyet” bir devlet şekli olarak belirlenmiştir.Demokrasinin en gelişmiş şekli, en ileri hüviyeti ile görünümü cumhuriyetle sağlanır.

Milliyetçilik: Milliyetçilik, kendilerini aynı milletin üyesi sayan kişilerin duydukları, bir arada, aynı sınırlar içerisinde, bağımsız bir hayat sürmek ve teşkil ettikleri toplumu yüceltmek isteğidir.Milliyetçilik, yani millet duygusu bir millete mensup fertlerin, milli tarihlerine, milletlerin mazideki hem parlak başarılarına, hem de felaket ve ızdıraplarına karşı derin bir ruhi bağlılık ve hürmet hissidir. Milliyetçilik sadece ortak geçmişe bağlılık değil, istikbale yönelik amaç, gaye ve düşünceler açısından da birliktelik ifade eder.

Halkçılık: Halkçılık; cumhuriyetçilik ilkesinin içerdiği demokratik özgürlükçü, çoğulcu yönetimin yasalardaki bir hak olmaktan çıkarılıp, işlerliğe kavuşturulmasını; yönetimde, siyasada, kalkınmada, gelirlerin dağılımında, devlet ve ulus imkanlarının kullanılmasında halk yararının gözetilmesini amaçlar. Bu amaç doğrultusunda devleti, önlemler almak, yasalar çıkarmak, düzenlemelere gitmek, engelleri ortadan kaldırmakla görevli kılar. Bizim halkımız, yararları birbirinden ayrılır sınıflar halinde değil, tersine varlığı ve gayretleri birbirine gerekli olan sınıflardan oluşur.

Laiklik: Lâiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve her vatandaş için vicdan hürriyetinin sağlanması demektir. Atatürk’e göre “lâiklik” yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü demektir. Laik idarede din asla devlet işlerine karışmaz. Yasalar yapılırken eskiden olduğu gibi dine uygunluk değil, çağın gereklerine cevap verip vermemesi önem kazanır. Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse, hiç bir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep, hiç bir zaman, siyaset aracı olarak kullanılamaz.

Devletçilik: ekonomik kalkınmayı, çok kısa zamanda gerçekleştirmeyi öngören Atatürk buna uygun olarak Devletçilik ilkesini benimsemiştir. Bu takdirde karşı karşıya kalınacak güçlük şudur: "Devletle bireyin karşılıklı faaliyet alanlarını ayırmak..." İlke olarak devlet, bireyin yerini almamalıdır. Fakat bireyin gelişmesi için, genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de bireyin kişisel faaliyeti, ekonomik kalkınmanın asıl kaynağı olarak kalmalıdır. Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak.

İnkılapçılık: İnkılâpçılık, Türk İnkılâbı’nın korunması, aklın ve bilimin yol göstericiliğinde çağın gerçeklerine göre sürekli olarak geliştirilmesi ve yenilenme ilkesidir. Geçmişten ziyade geleceğe dönük bir ideoloji olan Atatürkçülüğün dinamik idealini oluşturur. Atatürkçülükte inkılâpların korunması ve yaşatılması büyük önem taşır. Bunun en etkin yolu inkılâpları halka anlatmak ve ona maletmektir. Ayrıca bunun için inkılâpların temel ilkelerinden ödün vermemek ve inkılâbı yıkmak isteyen eski düzen yanlılarına karşı uyanık bulunmak gerekir. Çünkü bir toplumda eski düzene ne kadar çağdışı olursa olsun, onun taraftarları yaşamaya devam eder.

ÜNİTE 6

Savaştan zaferle çıkan ülkenin kültürel olarak da gelişmesi için bazı çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar sinema, şiir, roman, tiyatro, bale, oymacılık, resim, müzik, mimarlık vb. alanlarda oldu. Dil tartışmalarının yapıldığı birçok kongre ve toplantı yapıldı. Daha önce Azerbaycan’ın da kabul ettiği latin harflerine geçildi. Bu alfabenin oluşturulması ve düzelenmesi için bir komisyon kuruldu. 3 aylık bir çalışma sonrası düzenlemeler bitti. Tanıtım organizasyonları, davetleri düzenlendi. Dilde ve yazıda değişim için Güneş Dil teorisi ortaya atıldı. Eski kalan ve karışıklığa sebep olabilecek kelimelerin yenilenmesi için yeni Türkçe kelimeler türetildi. Yeni Türkçe kelimelerin yer aldığı matematik ve geometri kitabı yazıldı. 1935’te Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi açıldı. 1930’da Türk tarih kurumu kuruldu. Bu kurum hızlıca faaliyete başladı ve yoğun bir şekilde yayınlarına devam etti. Halka inkılapları anlatması için Türk inkılabı enstitüsü kuruldu. Yine tanıtım ve moral amaçlı ülke geneline geziler düzenlendi. Gelecek nesillere doğru bir tarih öğretilmesi için okullara yeni tarih kitapları yazdırıldı. Yine tarih öğretmenlerini de eğitmek için Tarih öğretmenleri kursu düzenlendi. Ankara ve İzmir gibi merkezi yerlerde halk evleri aracılığıyla inkılap tarihi dersleri verilmeye başlandı. Daha sonra bu dersler üniversitelerin müfredatına da alındı. Kültürümüze ait tarihi eserlerin korunması ve çıkartılması için arkeolojik kazılar, koruma tedbirleri ve sergiler düzenlendi. Gerektiğinde yurtdışından yabancı uzmanlar getirilerek kazılara rehberlik etmesi istendi. Ayasofya, Topkapı sarayı gibi mazı mekanlar müzeye çevrildi. Dolmabahçe, Beylerbeyi gibi saraylar Milli saraylar adı altında toplandı. Etnografya müzesi açıldı. Müzenin açılışına Afgan kralı Amanulllah Han da katıldı. Devlet senfoni orkestrasının temelleri atıldı. Ankara müzik öğretmen okulu ve Ankara konservatuvarı, Cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası açıldı.Opera , bale ve tiyatro için devlet konservatuvarı açıldı. Bu kurumlardan mezun olan öğrenciler yıllarca çeşitli alanlarda vatana hizmet etti. Resim ve heykel sanatı için avrupaya gençler eğitime gönderildi. Eğitim alan heykeltıraşlar sayesinde ülkenin her köşesi heykellerle süslendi. Okullarda resim dersi zorunlu hale getirildi. Rusyadan bale hocası getirilerek Yeşil köyde bale okulu açıldı. Sonrasında Eminönü’nde dans okulu açıldı. Güzel sanatlar akademileri oluşturuldu. Devlet destekli belediye ve şehir tiyatroları kuruldu. Ülkenin savaşlardan çıkması sonrası yerli oyuncular da sahne almaya başladı. Osmanlı zamanında modern şartlarda bulunmayan sinema salonları açıldı ve sinemaya ilgi arttı. Özellikle tiyatrocuların da desteğiyle Türk işi filmler çekilmeye başlandı. Sinema filmleri hem milli kültür gelişimi hem de halkın bilinçlenmesi medenileşmesi için kullanılmıştır. Sinema ve tiyatro ülkeningelişmesi için bir araç olarak görüldü.

ÜNİTE 7

Dünyadaki diğer ülkelerde olduğu gibi Osmanlı’da da modernleşmenin öncüsü genelde ordu oldu. 2. Mahmud döneminde Tıp okulu ve Harp okulu kuruldu. Rüşdiyeler, idadiler, darülmaarifler, iptidaiyeler, ıslahhaneler, darülfünun, sanayi mektepleri ve bunlara öğretmen yetiştirmek için darulmuallimin açıldı. Kızlara yönelik okullar ilk bu dönemde açıldı. Fransa'da cumhuriyetin kurulması, ilköğretimin zorunlu olması, okulların parasız olması, dini okulların kapatılarak tek okul sistemine geçilmesi, din eğitiminin kiliselere bırakılması vb. gelişmeler, Türkiye cumhuriyetine de kurulduktan sonra ilham kaynağı olmuştur. Kurulan okullarda toplumun birçok kesimi tepki gösterse de yabancı dil eğitimi dahil modern alanlarda öğrenciler yetiştirildi. Dönemin şartlarını iyileştirmek adına birkaç üniversite kurma denemesi olsa da bu sürdürülemedi ve açılan kurumlar birer birer kapandı. Türk vatandaşları kendi içinde bu tür çalışmalar yaparken gayrimüslimler ise gerek kendi okullarını laikleştirip, modernleştirerek gerek hazır bulunan misyoner okullarına çocuklarını göndererek çağa uyum sağlamaya çalıştı. Ülkenin genelde doğusunda yer alan Ermeniler çoğunlukla misyoner okullarına rağbet ettiler. Hatta Hristiyan Araplar da bu okullara yoğun ilgi gösterdi. Bu ilginin en büyük sebebi fakir halka misyonerlik amaçlı yapılan maddi yardımlardır. Bunun yanında misyonerlik okulları vatandaşların misyonerleri kendilerine düşman olarak görmesi sayesinde Müslüman halka neredeyse hiç tesir edemedi. Bu okullar yüzünden milliyetçilik daha hızlı yayıldı ve Osmanlı’nın parçalanması hızlandı.Cumhuriyete döneminde ülkede dini eğitimin verilebilmesi için imam hatipler ve ilahiyat fakülteleri açıldı. Bu sayede medreselere gerek kalmadığı söylenerek medreseler kapatılmıştır. 1927 yılında 2 tanesi hariç tüm imam hatipler kapatıldı, din eğitimi verilen okullardan maddi destek çekildi, okullardan din dersleri kaldırıldı, dini simge ve resimlerin kullanıldığı yerli ve yabancı okullar kapatıldı, “devletin resmi dini İslamdır” ibaresi anayasadan çıkarıldı. Bu yapılanlarla ülkenin laikleşmede ilerleyeceği düşünüldü. Okullarda karma eğitime geçildi. Osmanlı zamanından kalma eski ve çoklu eğitim sistemleri kaldırılarak yerine tekli sisteme geçildi. Milli eğitim bakanlığının temelleri atılmış oldu. 1933 yılında modernleşme adına bazı yabancı uzmanlardan raporlar istendi ve bu doğrultuda İstanbul Üniversitesi bünyesine 38 ordinaryüs profesör, 4 profesör dahil edildi. Eski kadrolardan birçok yerli eğitimci devre dışı bırakıldı. Özellikle Nazi Almanya'sından kaçan birçok bilim adamının eğitim sistemimize girmesiyle kalite arttı. Yıllar içinde çıkarılan Milli eğitimin Temel Kanunu ile Türk eğitiminin temel ilkeleri şöyle belirlendi: Genellik ve eşitlik, demokrasi eğitimi, ferdin ve toplumun ihtiyaçları, laiklik, yöneltme, bilimsellik, eğitim hakkı, planlılık, fırsat ve imkan eşitliği, karma eğitim, süreklilik, eğitim kampüsleri ve okul ile ailenin işbirliği, Atatürk inkılap ve ilkeleri ve Atatürk milliyetçiliği, her yerde eğitim. Milli eğitim bakanlığının talim terbiye komisyonu ve Milli eğitim şurası gibi teşkilat yapıları oluşturuldu. Örgün, yaygın ve uzaktan eğitim sistemleri oluşturuldu. Okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise , üniversite şeklinde düzenlenen kademeler oluşturuldu.

0 yorum: (+add yours?)

Yorum Gönder