Jorge Luis Borges Hakkında Sunum



Jorge Luis Borges Arjantin kökenlidir. Büyülügerçeklik ve  gerçeküstücülük akımının öncülerindendir.  Edebi alanda insanlığa  öykü, deneme ve çeviri türünde eserler kazandırmıştır.  Arjantin kökenli olmasına rağmen bence sadece Arjantin’e sığdırılamayacak kadar çok kültürlü bir kişiliktir. 

Çocukluğunda ingilizce ve ispanyolcayı akıcı konuşuyordu. Babasının avukat ve psikoloji öğretmeni olmasının etkisiyle çocukluğundan itibaren özel dersler alır. Zamanının çoğunu kendini geliştirmesinde  büyük pay sahibi olan harika bir bahçe ve kütüphanede ikilisinde geçirmiştir.


1. Dünya savaşından önce babasının göz hastalığı sebebiyle taşındıkları Cenevre’de Almanca, Fransızca ve Latince öğrenmiştir. Savaştan sonra İspanya’ya taşındığında düşünce olarak Rafael Cansinos-Asséns’den etkilenir ve onu örnek alır.   Yeniden Arjantin’e döndükten sonra babasının da arkadaşı olan Macedonio Fernandez ile karşılıklı sohbetleri esnasında yeni fikir akımlarına kapılır. Aslında Fernandez’den etkilenirken dolaylı yollardan Arthur Schopenhauer, George Berkeley, David Hume gibi isimlerden etkilenmiştir. Bu zincir İbn-i Rüşd (Averroes)’e kadar uzanır diyebiliriz. 


Borgesin eserlerini okudukça farkedeceksiniz ki anlatılanların olay örgüsünü hazmetmeye çalışmak, olayların tam olarak nerede ne zaman , nasıl gerçekleştiklerini anlamaya çalışmak manasız kalıyor. Bunun yerine  o anda içinde bulunduğunuz fiziksel dünyadan sıyrılarak, Borgesin size kelimeler ve cümlelerden inşa ettiği bir nevi rüya atmosferine geçmenizi tavsiye ederim. Zira rüyalarda zaman mekan, amaç, sonuç vb. değerler  genelde yer almazlar. 

Öyküler çoğu zaman o kadar sürükleyici oluyor ki cümleleri art arda yutarken öykünün sonuna geldiğinizi fark edemiyorsunuz. Dolaylı yoldan işlediği konulara farkında olarak veya bilmeden değindiği konular bakarsak yelpazesinin; paralel evrenler, zamanda yolculuk, halisünasyon, reenkarnasyon, mitoloji, astral seyahat, frankenstein tarzı çalışmalar, ölümsüzlük vb. birçok eğlenceli alandan oluştuğunu görüyoruz.

Bunun yanında Borges sağlam anlatımı ve sürükleyici – lezzetli tarzıyla harika romanlar ortaya koyacakken kendisi kısa hikayeler, deneme öyküler ve şiir alanında kalmayı tercih etmiştir.    Ayrıca kendisi aşırı mütevazı bir kişiliğe sahiptir. Ömrü boyunca çevresine yazmaktan çok okumayı öğütlemiştir.  Kendisi o kadar çok okumuştur ki bu özümsemenin etkileri  eserlerindeki  atıflarda net bir şekilde görüyoruz. 

Her ne kadar fantastik  öyküler yazsa da abartmadan tadında bırakmayı bilmiştir. Gerçek üstü canlıları vb. nesneleri betimlerken her seferinde bir kısmını eksik bırakarak okuyucunun o anki ruh hali ile kendisinin tamamlamasını beklemiştir.  Bu sayede öykülerin zihinde bıraktığı tat kişiye özgü olacaktır. 

Her yazarın olduğu gibi Borgesin de eserlerinde kendisine ait olduğunu gösteren işaretler , ona özgü  bir tarz var. Bu tarz  kendisini nereye gittiği ve amacı belli olmayan karakterler, sonu meçhul olaylar, yarım kalmış teşebbüsler, kurucusu belli olmayan dinler, kaç  mensubu olduğu bilinmeyen tarikatler vb. şekilde gösteriyor.  

Borgesin özellikle iskandinav mitolojisinden etkilendiğini düşünüyorum. Öykülerinde sık sık odin, skadi benzeri mitolojik karakterlere yer veriyor. 

0 yorum: (+add yours?)

Yorum Gönderme